OKUYUCUYA

 

Yüzonbir yıl önce daha iyiye yönelik yeni umut larla başlayan muhaceret, kısa sürede yalnızca bu umutları değil, aynı zamanda ulusal yaşam umutlarını da tehdit eden aleyhteki koşullarla belirginleşmiş, giderek ulusal  ölüm kaygılarımızı  vurgulayan acı gerçeklerle onulmaz bir yara ve karmaşık bir sorunlar bütünü biçimini almıştır.

Bu durum toplumun Ceşitli kesimlerinde  ölüm kalım kaygılarını yaygınlaştırmış  ve bir seri önleme tedbirlerini de birlikte getirmiştir.  Ne varki içinde bulunulan toplumların kendi toplumsal ve ulusal sorunlarının ağırlık kazanması sonucu Adığe Ulusu'nun yetenekleri, olanakları ve gücü kendi varlığının sürdürülmesi çabasından saptırılarak ev sahibi durumundaki toplumların özel sorunlarının  çözümüne yöneltilmiş ve   yoğunlaştırılarak kullanılmıştır.   Bu arada bulunabilen en küçük fırsatlarda özellikle ev sahibi toplumların büyük sorunlarının çözümlenmesinden  sonar Adığe  Ulusu, ta  muhaceretin başlangıcından beri sürüp gelen temel  sorunlarına yönelik kimi  çalışmaları  başlatabilmiştir. Ne  varki öncelikle ele alınan ev sahibi ülkelerin sorunlarının çözümü uğrunda harcanan emekler,  dökülen kanlar ve verilen canlardan sonra artakalan Adığe kadrosunun azlığı, güçsüzlüğü ve.yetersizliği yüzünden, başlatılabilmiş çalışmalar  geliştirilip  sürdürülememiş, ölüm-kalım  kaygılarının giderilmesi,  hafifletilmesi bir yana, artması bile önlenememiştir.

Muhacerette ulusal yaşamı  sürdürme amacına yönetik, ya da bu amaca katkıda bulunabilecek nitelikteki çalışmalar genel  olarak iki ana  bölümde özetlenebilir.

Bunlardan biri, belki güçbirliği  dileklerinin bir yansıması sayılabilecek olan, dernek çalışmalarıdır. Dernekler kuruluşları ve statüleri gereği  bu amaca ancak belirli bir ölçünün ötesinde katkıda bulunması beklenemeyecek kuruluşlardır. Kaldı ki bu ölçüye varabilecek çalışmalar bile  gerçekleştirilememiştir. Bu konu daha ayrıntılı biçimde başka bir yazının konusu olarak ele alınmalıdır.

Öteki ana bölüm, ulusal bilinç oluşturmadaki etkinliğinden yararlanma amacıyla başlatılmış olmasını umduğumuz, yayın çalışmaları olarak saptanabilir. Ne varki kaba çizgileriyle  ele alındığında genel olarak yalnızca, ccgeçmişııe ağırlık verdiği noktasında birleştirilebilen muhaceretteki bu yayın çalışmalarının da beklenen ölçüde olabildiğini söylemek aşıriyimserlik olacaktır. Yalnızca ulusun geçmişini aydınlatmaya yönelen bu tür yayınlar,  bilimsel araştırmalara dayandırılamadığından gereken  ilgiyi görmemiş, iyi niyetli kişisel girişimler olmaktan öte gidememiş, kişilerle birlikte yok olmuştur.  Hatta zaman zaman “enkazcılık” la nitelenerek küçümsendiği bile olmuştur.

Oysa yarına yönelik çalışmalarda geçmişin klavuzluğu yadsınamaz bir gerçektir. Ne varki geçmişin aydınlatılabilmesi ve klavuzluk işlevinden yarar- lanılabilmesi, yeterli kadroların  bilimsel çalışmalarıyla mümkündür. Bu kadroların oluşması ise yarına yönelik, uzun süreli,  ergin programların  ciddiyetle uygulanabilmesine bağlıdır.

İşte ulusal varlığın karşı karşıya bulunduğu acımasız sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik tehlikeleri önleme tedbiri olarak önerilenlerden  hiçbirinin görevini yeterince yerine  getirememesinden ve yeterli önleme tedbirleri getirilmemiş olmasındandır ki muhacerette, geçmişi aydınlatacak, geleceği örgütleyecek kadroların  oluşmasını sağlama  çabası ve bu çabayı değerlendirip  yaygınlaştıracak yayın gereksinimi hiçbir zaman yok olmamıştır. Bu gereksinim özellikle son çeyrek yüzyılda  dünyanın sahne olduğu ulusal kurtuluş  hareketlerinin yoğunlaşmasıyla daha da belirginleşerek artmıştır.

1970 Mayısında yayınlanmaya  başlayan “kamçı” gazetesi duyulan  bu gereksinimi  paylaşanlar için bir umut olmuş, büyük bir ilgi görmüşse de çeşitli nedenlerle, özellikle “12 mart” döneminin özellikleri nedeniyle, kısa sürede kapanmıştır. Ancak bu kısa yayın hayatında bile “kamçı”  gazetesi, toplumun nabzını yoklama, gereksindiği  konuları, duyulan gereksinimin derecesini  ve böyle bir yayın organının görebileceği ilgiyi belirleme gibi önemli görevler yüklenmiş, büyük ölçüde de başarmıştır.

“Kamçı”ı   gazetesinin   kapanmasından  sonra böyle bir yayın organının gerekliliği yolundaki inanç ve ihtiyaçlar her ne kadar “12 mart” döneminde bir ölçüde bastırılmışsa da artarak  bugüne gelmiştir.

i

“Yamçı”ı bu gereksinmeden doğmuş ve olanaklar ölçüsünde bu gereksinmeyi gidermek, hiç değilse hafifletmeye çalışmak üzere  elinizdeki ilk sayısıyla yayın hayatına girmiştir.  Ve toplumsal sorunlarımızı sorun edinen, ulusumuzun  uğradığı haksızlıklardan acı duyan, lâyık olduğumuz yarına; “kendi topraklarında kendi  kaderini kendi tayin  eden bir toplum” olma amacına içtenlikle bağlanan tüm soydaşlarımızın her  türlü çalışmalarına,  eleştirilerine açık olmayı ilke olarak benimsemiş  olup toplumun ilgisi ve beğenisi ölçüsünde  yaşayacak ve gelişecektir.

Ulusal birlik ve beraberlikten  doğan güçle tüm sorunlarımızı çözümleyebileceğimize  olan inancımız ve güvenimiz tamdır.

Yamçı

 

Kasim 1975  sayı 1  sayfa 3